Son dönemde Türkiye'de hukukun işleyişine dair tartışmaların odak noktalarından biri, Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) bir avukat hakkında verdiği kararla yeniden gündeme geldi. Avukat, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın (GİB) 2020 yılında Türkiye Bankalar Birliği'ne gönderdiği yazı üzerine bankaların uygulamaya koyduğu Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) kesintilerini sorgulayarak, müvekkillerinin, altın alım işlemlerinde kesilen vergilerin iadesi için mahkemelere başvurdu. Ancak, avukatın bu süreçte gösterdiği yaklaşım ve dava sayısının artışı, AYM tarafından kötü niyetli olarak değerlendirildi.

GİB'in 2020'deki yazısı ile başlayan süreç, bankaların, fiziki teslimat olmaksızın gerçekleştirilen altın satış işlemlerinde BSMV kesintisi yapmasını zorunlu hale getirdi. Ancak Danıştay, 2023 yılında bu verginin iptaline karar verince, GİB de Türkiye Bankalar Birliği'ne yeni bir yazı göndererek BSMV'nin alınmaması gerektiğini bildirdi. Bu durum bazı bankalar için yeterli olmasa da, bir avukat farkındalık yaratarak yakınlarına düşük miktarlarda altın alım işlemleri yaptırdı ve bu işlemlerle ilgili toplamda 1600 dava açtı. Mahkemeler ise bu davalardan yaklaşık 1200'ünü kabul ederken, 379'unda ret kararı verdi.

Avukatın kaybettiği 379 davayı, bireysel başvuru dosyaları haline getirerek AYM'ye götürmesi, yargı sisteminin işleyişinde yeni bir tartışma yarattı. AYM, bu başvuruların içinden 13'ünü başvuru süresinin aşılması nedeniyle reddederken, 366'sında ise başvuru hakkının kötüye kullanıldığına hükmetti. Mahkeme, bu durumun, bireysel başvuru sisteminin amacına aykırı olduğunu belirterek, başvuruculara ayrı ayrı disiplin para cezası verdi. Bu karar, yargı sisteminin işleyişinde kötü niyetli davranışların önüne geçilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.

AYM'nin kararının gerekçesinde, hukuk sistemindeki boşluklardan faydalanarak haksız yere vekalet ücreti almak amacıyla açılan birçok davanın, bireysel başvuru konusuna dönüştürülmesinin kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceği vurgulandı. Mahkemelerin asli görevi olan uyuşmazlıkları çözme ve adalet sağlama görevlerinin, suni davalarla zedelenmemesi gerektiği ifade edildi. Kararda, avukatın açtığı davaların sayısını suni olarak artırdığı ve yakın akrabalarına düşük miktarda altın alım işlemleri yaptırarak bireysel başvuru hakkını kötüye kullandığı tespit edildi.

Bu durum, yargı sisteminin iş yükünü artırarak, diğer davaların yargılama sürelerinin uzamasına da neden oldu. AYM, yüzlerce davanın artışının, mahkemelerin verimliliğini etkilediğini ve yargılamaların gecikmesine yol açtığını belirtti. Bu tür durumların, hukuk sistemine olan güveni zedeleyebileceği ve vatandaşların adalet arayışını olumsuz etkileyebileceği kaygılarını doğurdu. Dolayısıyla, avukatın eylemi, sadece kendi çıkarlarını gözetmekle kalmayıp, genel olarak hukuk sistemine zarar veren bir etki meydana getirdi.

Vatandaşlar, AYM'nin bu kararı sonrası yargı sistemine olan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor. Avukatın eyleminin, birçok insanın adalet arayışını olumsuz etkilediğini düşünen vatandaşlar, yargı organlarının bu tür kötü niyetli davranışlara karşı daha etkin önlemler alması gerektiğini savunuyor. Özellikle hukuk sisteminin işleyişinde, bireysel başvuruların amacına uygun ve adil bir şekilde kullanılması gerektiği konusunda hemfikirler. Bu tür olayların, tüm avukatlar ve hukuk camiası için olumsuz bir etki yaratabileceği düşünülüyor.

Öte yandan, bu olayın geçmiş bağlamda da önemli bir yeri bulunuyor. Türkiye'de hukuk sisteminin gelişimi ve bireysel başvuru hakları üzerine yapılan tartışmalar, zamanla daha fazla önem kazanmış durumda. AYM'nin verdiği karar, bu tartışmaların ışığında, bireysel başvuru sisteminin amacına uygun bir şekilde kullanılması gerektiğini bir kez daha hatırlatmış oldu. Geçmişte de benzer durumlarla karşılaşan hukuk camiası, bu tür davranışların önünü almak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ifade ediyor.

Sonuç olarak, AYM'nin avukat hakkında verdiği karar, hukukun üstünlüğü ve adaletin sağlanması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu durum, yargı sisteminin işleyişinde kötü niyetli davranışların önlenmesi ve bireysel başvuru sisteminin amacına uygun bir şekilde işletilmesi gerekliliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Hukuk camiası ve vatandaşlar, bu tür olayların önlenmesi için iş birliği içerisinde hareket edilmesi gerektiğine inanıyor.