İsrailli Alma Eğitim ve Araştırma Merkezi, son bir yıl içinde İsrail'in Lübnan'a yönelik gerçekleştirdiği hava saldırılarına dair çarpıcı bir rapor yayımladı. Rapora göre, İsrail ordusu bu süre zarfında Lübnan'a toplam 669 dalga halinde hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıların sayısının, vurulan hedef sayısını değil, saldırıların dalga sayısını ifade ettiğini vurgulamak önemlidir. Yani tek bir saldırıda birden fazla hedefin vurulmuş olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durum, saldırıların büyüklüğünü ve sıklığını daha da önemli hale getiriyor.

Saldırıların büyük çoğunluğunun, özellikle Lübnan'ın güney bölgelerinde yoğunlaştığı belirtiliyor. Raporda, 390 saldırının altyapıya yönelik, 181'inin ise suikast amaçlı olduğu ifade ediliyor. Toplamda 571 saldırının Lübnan'ın güneyinde yapıldığı, Hizbullah'ın yeniden yapılanma çabalarını önlemek amacıyla gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Hedeflerin çoğunun, 27 Kasım 2024 tarihine kadar süren çatışmalar sırasında zarar görmeyen askeri tesisler ve sağ kalan Rıdvan Güçleri mensupları olduğu öne sürülüyor. Bu durum, İsrail'in Lübnan topraklarında gerçekleştirdiği operasyonların ardındaki stratejik motivasyonları anlamak açısından önemli bir veri sunuyor.

Raporda, İsrail ordusunun ateşkesin ardından Lübnan'a ortalama olarak ayda 51 saldırı düzenlediği belirtiliyor. 2025 yılının ilk yarısında bu ortalamanın 48 olarak kaydedilmesine rağmen, son aylarda artış göstererek 51'e yükseldiği ifade ediliyor. Özellikle Aytarun ve Ayta eş-Şaab gibi sınır bölgelerinde en fazla saldırıların gerçekleştirildiği gözlemleniyor. Ayrıca, Hula ve el-Adise gibi beldeler de sık sık hedef alınan yerlerden biri oldu. Bu durum, Lübnan sınırında yaşanan gerilimlerin ne denli yüksek olduğunu ve bölgedeki huzursuzluğun sürdüğünü gösteriyor.

Lübnan'ın güneyi, İsrail ordusunun hava saldırılarıyla büyük bir yıpranma sürecine girmiş durumda. Raporda, bu saldırıların yüzde 85'inin güney bölgesinde gerçekleştirildiği ve bu bölgede toplam 571 hava saldırısının yapıldığı bilgisi yer alıyor. Lübnan’ın doğusunda bulunan Beka bölgesi ise 87 saldırıya maruz kalırken, başkent Beyrut'a yönelik gerçekleştirilen saldırı sayısı ise 11 ile sınırlı kalmış durumda. Bu veriler, İsrail ordusunun hedeflerini belirlerken öncelikle Hizbullah varlığının yoğun olduğu bölgeleri tercih ettiğini ortaya koyuyor.

Suikastlar açısından da önemli veriler sunan raporda, son bir yıl içerisinde, Hizbullah mensubu olduğu iddia edilen 218 kişinin suikasta uğradığı belirtiliyor. Suikastların yaklaşık üçte birinin, özellikle Litani Nehri'nin kuzeyinde ve güneyinde gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Temmuz 2025'te 30 suikastla en yüksek sayıya ulaşıldığı bilgisi ise dikkat çekiyor. Bu durum, İsrail'in bölgedeki Hizbullah varlığına yönelik ne denli kararlı bir tutum sergilediğini gözler önüne seriyor.

Ancak, İsrail ordusu ve Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın verileri arasında ciddi bir uyumsuzluk bulunuyor. İsrail ordusu, Hizbullah ve diğer gruplara mensup 370 kişinin öldüğünü ikrar ederken, Lübnan Sağlık Bakanlığı bu rakamın 331 olduğunu ve 945 kişinin yaralandığını duyurdu. Bu çelişkili veriler, bölgedeki çatışmaların gerçek boyutunu anlamak açısından zorluk yaratıyor. Ayrıca, İsrail ordusunun sınır hattında düzenlediği kara saldırılarının sayısının 1200'ü bulduğu belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), ateşkesin yıldönümünde yaptığı açıklamada, İsrail'in ateşkes anlaşmasına rağmen 10 binden fazla hava ve kara ihlali gerçekleştirdiğini bildirdi. Bu ihlaller arasında, İsrail askerlerinin sınır ihlalleri ve Lübnan semalarında savaş uçakları ile insansız hava araçlarının (İHA) gözetleme uçuşları da yer alıyor. Bu durum, bölgedeki tansiyonun düşmediğini ve uluslararası gözlemcilerin dahi bu ihlalleri kaydetmekte zorlandığını gösteriyor.

Sonuç olarak, 2023 yılında başlayan ve Eylül 2024'te geniş çaplı bir savaşa dönüşen saldırılar, 4 binden fazla can kaybına ve yaklaşık 17 bin yaralıya neden oldu. Bu çerçevede, İsrail'in Lübnan'daki saldırılarını sürdürmesi, bölgedeki barış sürecinin ne denli zor olduğunu ve gerilimin artmasına yol açtığını gösteriyor. Lübnan'da yaşanan bu çatışmalar, sadece yerel halkı değil, aynı zamanda uluslararası toplumu da derinden etkileyen bir duruma dönüşmüş durumda.