Güney Kore'de yaşanan siyasi kriz, eski Savunma Bakanı Lee'ye yönelik yürütülen soruşturma sürecinde Cumhurbaşkanı Yoon Suk Yeol'un iddialara konu olan müdahaleleriyle derinleşiyor. Yonhap ajansının haberine göre, Yoon'a yönelik yeni suçlamalar, 2023 yılında bir deniz piyadesinin ölümüyle ilgili devam eden soruşturmanın ışığında ortaya çıktı. Lee'nin, 2024'te Avustralya'nın Güney Kore büyükelçisi olarak atanması, savcılık tarafından Yoon'un askeri soruşturmaya müdahale etme suçlamasıyla ilişkilendiriliyor. Bu durum, ülke genelinde ciddi tartışmalara ve siyasi gerilimlere yol açtı.

Soruşturmanın merkezinde yer alan eski Savunma Bakanı Lee, Yoon'un kendisini atayarak "soruşturmadan kaçmasına yardımcı olduğu" iddialarıyla karşı karşıya. Savcılık, Yoon'un, Lee'nin görevden ayrılmasına yardım etmek amacıyla görevi kötüye kullandığını ve Devlet Kamu Görevlileri Yasası'nı ihlal ettiğini öne sürmekte. Yoon'un bu atama kararının, Lee'nin yargı sürecinin seyrine etki ettiği yönünde ciddi endişeler var. Bu tür iddialar, siyasi arenada önemli bir tartışma konusu haline gelirken, Güney Kore'de adalet ve siyasi etik üzerine düşünceleri yeniden gündeme taşıdı.

Yoon'un, Lee'nin atanması için Cumhurbaşkanlığı Ulusal Güvenlik Ofisi, Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı'nın gerekli düzenlemeleri yaptığı düşünülüyor. Bu durum, devlet kurumlarının işleyişini ve bağımsızlığını sorgulatan bir tablo ortaya çıkarıyor. Yoon'un, Lee'nin atamasını gerçekleştirmeden önce, soruşturmanın seyrini dikkate alıp almadığı merak konusu. Söz konusu olay, yönetimlerin adalet sistemine etkisi ve bu etki üzerinden yapılan siyasi hesaplar üzerinde yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.

Lee'nin atanmasının ardından uygulanan seyahat yasağının kaldırılması ve kısa süre içinde Avustralya'ya gitmesine izin verilmesi, kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Bu durum, Lee'nin görevden ayrılmasıyla ilgili artan tartışmaların ortasında yaşandı. Seyahat yasaklarının kaldırılması, Lee'nin soruşturma sürecinden kaçmasına olanak sağladığı iddialarını güçlendirirken; bu durum, Yoon'un yönetimindeki adaletin nasıl işlediğine dair sorgulamaları da beraberinde getiriyor. Bu gelişmeler, ülke içindeki siyasi kutuplaşmayı ve güven kaybını daha da derinleştirdi.

Güney Kore’deki siyasi iklim, Yoon'un sıkıyönetim ilan etmesiyle daha da gerildi. 3 Aralık 2024'te "muhalefetin devlet karşıtı aktivitelere karıştığı" gerekçesiyle sıkıyönetim ilan eden Yoon, Ulusal Meclis'in bu kararı kaldırması üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Bu olay, Yoon'un yönetiminde yaşanan otoriter eğilimlerin altını çizerken, muhalefet partileri arasında da büyük bir güçlenmeye yol açtı. Yoon'un sıkıyönetim ilanı, hem iç politikada hem de uluslararası arenada olumsuz tepkilere neden oldu.

Ulusal Meclis'in 14 Aralık 2024'te gerçekleştirdiği oylama, Yoon'un görevden uzaklaştırılmasına neden oldu. Bu süreç, Yoon'un siyasi kariyerinin kırılma noktalarından biri olarak tarihe geçti. Yoon'un azil isteminin Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesi, Güney Kore'deki hukukun üstünlüğü ilkesinin önemli bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu karar, aynı zamanda ülke içinde siyasi hesaplaşmaların ve güç mücadelesinin ne denli tehlikeli boyutlara ulaşabileceğinin de bir işareti oldu.

Yoon'un görevden azledilmesinin ardından yapılan seçimde ana muhalefetteki Demokratik Parti'nin adayı Lee Jae-myung'un zaferi, ülkedeki siyasi dengeleri değiştirdi. Lee Jae-myung, 4 Haziran 2025'te Mecliste yemin ederek resmen görevine başladı. Bu gelişme, Yoon yönetiminin sona ermesiyle birlikte, muhalefetin daha güçlü bir konuma geldiğini gösteriyor. Lee Jae-myung'un iktidara gelmesi, aynı zamanda geçmişte yaşanan siyasi skandalların yeniden sorgulanmasına ve gelecekte benzer durumların yaşanmaması için yeni önlemlerin alınmasına zemin hazırlayabilir.

Sonuç olarak, Yoon'un eski Savunma Bakanı Lee'ye yönelik soruşturmaya müdahale iddiaları, Güney Kore'deki siyasi yapının karmaşıklığını ve adalet sisteminin işleyişindeki sorunları gözler önüne seriyor. Bu süreç, sadece bireysel bir soruşturma olmaktan öte, ülkenin yönetim anlayışını, adaletin erişilebilirliğini ve hukukun üstünlüğünü sorgulayan bir dönemin habercisi oldu. Gelecekte bu tür olayların yaşanmaması adına, hukukun ve demokrasinin korunması adına gerekli reformların yapılması elzem görünüyor.