İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 11 Ocak 2026 tarihinde devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, ülkede devam eden protestolarla ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Protestoların, yerel para biriminin döviz karşısında değer kaybetmesi ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle 28 Aralık 2025'te Tahran'da başladığını belirten Pezeşkiyan, göstericilerin taleplerini dinlediklerini ve bu sorunları çözmek için tüm çabalarını ortaya koyduklarını ifade etti. Bu açıklamalar, İran yönetiminin halkın huzursuzluğunu anlama çabasını yansıtırken, aynı zamanda durumu kontrol altında tutma isteğini de ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı, protestoların arkasında ülke düşmanlarının olduğunu ve bu düşmanların kargaşayı artırmaya çalıştıklarını savundu. Pezeşkiyan, "Düşman, eğitilmiş teröristleri ülkeye soktu. Kargaşa çıkaranlar, protesto eden halk değildir. Biz protestocuların sesini duyuyoruz" dedi. Bu tür bir söylem, İran hükümetinin geçmişteki benzer durumlarda kullandığı bir stratejiyi hatırlatıyor; muhalefeti dış güçlerle ilişkilendirerek kendi meşruiyetini koruma çabası. Ayrıca, ailelere çağrıda bulunarak, çocuklarını bozgunculuk yapan gruplardan uzak tutmalarını istedi. Bu yaklaşım, halkın bir bölümünü hükümetin yanında tutma çabası olarak yorumlanabilir.

Gösterilerin boyutları giderek büyürken, Pezeşkiyan, hükümetin ekonomiyi iyileştirmek için bazı yapısal adımlar attığını ve bu adımların yakın gelecekte meyvesini vereceğini belirtti. Ancak, protestoların şiddet boyutuna ulaşması, İran yönetiminin bu durumu kontrol altına almakta zorlandığını ortaya koyuyor. Tahran'da 8 Ocak'ta meydana gelen olaylarda, çok sayıda kamu binası ve araç hasar gördü. Bu tür olaylar, sadece ekonomik kayıplara değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi istikrarsızlığa da yol açıyor.

Protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısının 111'e ulaştığı belirtilirken, 10 Ocak'ta yayımlanan bir rapora göre, toplamda 116 kişi hayatını kaybetti, 2 bin 600'den fazla kişi yaralandı ve 2 bin 638 kişi gözaltına alındı. Bu rakamlar, güvenlik güçleri ve sağlık çalışanları arasında da kayıpların olduğunu gösteriyor. Söz konusu rakamlar, protestoların yalnızca bir halk hareketi değil, aynı zamanda devletin otoritesini sorgulayan bir toplumsal başkaldırı olduğunu da ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, İran'daki protestolar, sadece ekonomik sorunlarla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda siyasi bir krizin de belirtilerini taşıyor. Uzmanlar, bu durumun, İran toplumunun derin yapısal sorunları ve yönetimle olan ilişkilerini sorgulamasına neden olabileceğini vurguluyor. Ekonomik krizler, geçmişte birçok ülkede benzer halk hareketlerini tetiklemişti. Bu tür olaylar, genellikle toplumsal huzursuzluk ve siyasi reform talepleriyle sonuçlanıyor. Örneğin, Arap Baharı döneminde de benzer ekonomik ve sosyal koşullar, halkın sokağa dökülmesine neden olmuştu.

Uluslararası arenada, benzer örnekler gözlemleniyor. Geçmişte, ekonomik krizlerle tetiklenen protestolar, birçok ülkede halkın hükümete karşı tepkisini artırmıştı. Bu tür olaylar, genellikle toplumsal huzursuzluk ve siyasi reform talepleriyle sonuçlanırken, İran örneği, benzer dinamiklerin nasıl evrilebileceğini de göstermekte. Ülkede yaşanan bu tür olaylar, sadece iç dinamikleri değil, aynı zamanda uluslararası ilişkileri de etkileyebilir.

Gelecekte, İran yönetiminin bu durumla nasıl başa çıkacağı merak ediliyor. Pezeşkiyan’ın açıklamaları, hükümetin halkın taleplerine duyarsız kalmadığını gösteriyor. Ancak, göstericilerin tepkisi ve talepleri karşısında atılacak adımlar, ülkenin gelecekteki siyasi istikrarı için kritik öneme sahip. Hükümetin atacağı adımlar, sadece ekonomik reformlar değil, aynı zamanda siyasi reformları da içermelidir. Aksi takdirde, halkın tepkisi daha da büyüyebilir ve bu durum, mevcut yönetimin meşruiyetini sorgulatabilir.

Ayrıca, uluslararası toplumun durumu nasıl değerlendireceği de önem taşıyor. Batılı ülkelerin İran üzerindeki baskıları ve yaptırımları, protestoların büyümesine zemin hazırlayan ekonomik sıkıntıları daha da derinleştirebilir. Bu noktada, İran yönetiminin uluslararası ilişkilerini nasıl yöneteceği ve halkın taleplerine nasıl yanıt vereceği, ülkenin geleceği açısından hayati öneme sahiptir.

Sonuç olarak, İran’daki protestolar, çok boyutlu bir kriz olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik zorlukların yanı sıra, siyasi ve toplumsal dinamiklerin de etkili olduğu bu süreçte, hükümetin nasıl bir yol izleyeceği, hem içerde hem de dışarıda önemli sonuçlar doğurabilir. İran halkının taleplerine duyarlı bir yaklaşım benimsemek, gelecekteki istikrar için kritik bir adım olabilir.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber